Son zamanlarda okuduğum kitaplardan İki Şehrin Hikâyesi (Charles Dickens) bir kaç alıntı paylaşmak istedim.

  1. Yılların kırıştırdığı yüzlerde, kazdığı oyuklarda bir tek şey okunuyordu: “açlık”. Her yerde güçlüydü açlık. Yüksek binalardan atılan açlık, çamaşır iplerinde asılı paçavralara takılıp kalmıştı. Bunlara samanla, kumaş parçalarıyla, kâğıtla, tahtayla yamanmıştı. Adamın kestiği her çıra yığınında vardı. Açlık tütmeyen bacalara tünemiş, içeri bakıyordu. Çöpünde bir yiyecek kırıntısı bile olmayan kirli sokaktan bakıyordu açlık. Fırıncının raflarında açlık yazıyordu. Kötü ekmeklerin her birinde kazılıydı. Sucukçuda, ölü köpek etinden yapılıp da satışa sunulan her şeyde yazılıydı. Kızaran kestanelerin arasında kurumuş kemiklerini çatırdatıyordu. Birkaç damla yağda kızartılmış meteliksiz patates dilimlerinin arasına rendelenmişti açlık. Bulunduğu çevre açlığa uymuştu. Paçavralarla, gecelik takkeleriyle donanmış, paçavra ve yatak kokulu insanlarla dolu, daracık, pis kokulu, dolambaçlı yollar ve onlara çıkan öteki dolambaçlı yollar… Hastalıklı görünümü olan bir sürü insan. Havada bir değişim ihtimalinin hayvansı düşüncesi vardı. Karamsar ve eziktiler, ama aralarında alev alev yanan gözler az değildi. Söyleyemediği şeyler yüzünden bembeyaz kesilmiş kapalı dudaklar da vardı, kendi ya da başkalarının boğazına dolanan idam iplerinin düşüncesiyle ilmiğe dönen alınlar az değildi.
  2. Gerçi tutsaklığın ve gıdasızlığın payı yadsınamazdı ama bu hiç de bedensel bir güçsüzlüğün yansıması değildi. Yalnızlığın ve ezikliğin zayıf sesiydi.
  3. Hastalık, kimi zaman tutuklularla duruşma salonuna taşınıyor, sanık iskemlesinden yargıca bulaşıyor, yargıcın ölüm fermanını imzaladığı tutukludan önce öldüğü bile oluyordu.
  4. Düşündeki kentte sevginin ve inceliğin gözettiği aydınlık yollar vardı. Yaşamın meyveleri olgundu. Umudun suları pırıl pırıl parlıyordu. Bir anlık bir düştü bu. Geçip gitti. Bir evler kuyusunun üst katına tırmandı. Darmadağın bir yatağın üzerine öylece bırakıverdi kendini. Yastığı boşa dökülen yaşlarla ıslandı. Güneş acı ile yükseldi.
  5. Ailelerin güç ve şereflerini artıran ufak tefek katkılar, işleri düzelten bir iki ayrıcalık, seni sıkıntıya sokacak küçük ricalar, şimdi artık yalnızca sabır ve ısrarla elde ediliyor. Bu ayrıcalıkların peşinde olan pek çok kimse var ama bunlar ancak birkaç kişiye veriliyor ki! Eskiden böyle değildi. Fransa’da bu konuda çok geriledi. Çevredeki ayaktakımının üzerinde atalarımızın büyük hakları vardı; isterlerse öldürür, isterlerse yaşatırlardı. Nice köpekler şu bulunduğumuz odadan asılmaya götürüldüler. Yan odada yatak odamda kızı konusunda küstahça suçlamalar yaptığı için adamın biri hançerlendi. Kızmış! Ayrıcalıklarımızın çoğunu yitirdik. Dünya görüşü değişti. Toplumdaki yerimizi belirtmek başımızı belaya sokabilir. Sokar demiyorum ama sokabilir. Her şey çok kötü, çok!”
  6. “Ne söyleyeceğimi tahmin edebiliyorsunuz sanırım, ama içtenliğimi tahmin edemezsiniz. Yüreğimdekileri bilmeden duygularımın ne umutlarla, ne korku ve kuşkularla yüklü olduğunu bilemezsiniz. Sevgili Doktor Manette, kızınızı çok seviyorum. Bu dünyada sevgi denecek bir duygu varsa benim hissettiklerimin başka bir tanımı olamaz. Siz de sevmişsiniz. Bırakın sevginiz benim adıma konuşsun.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here